Normal gebelik süresince cinsel birlikteliğin gebeliği olumsuz etkilemediği bilinmektedir.
Gebelikte cinsel ilişkinin sakıncalı olabileceği durumlar:
  • İlk aylarda düşük riski olan gebeler
  • Son aylarda erken doğum tehlikesi bulunan gebeler
  • Gebeliğin herhangibir döneminde kanama geçirenler
  • Erken dönemde suyu gelen gebeler
  • Vajinal enfeksiyonu olan gebeler
Gebelikte Yolculuk
     Gebelikte arabayla seyahati kısıtlama ile ilgili bir gereklilik yoktur. Kazasız ve dikkatli yapılan yolculuklar gebelikte başınıza gelebilecek riskleri arttırmaz. Öte yandan eğer su gelmesi, erken doğum sancılarının başlaması gibi evde de olabilecek bir durum gerçekleşir ise bir sağlık kuruluşu bularak başvurabilmeniz zorlaşacaktır.
     Dolayısıyla dikkat etmeniz gereken durumlar mevcuttur.
Dikkat Etmeniz Gerekenler
     Yolculuğa başlamadan önce mutlaka tuvaletinizi yapınız. Uzun yol yolculuklarınızda da idrarınız gelsin veya gelmesin tüm mola yerlerinde mesanenizi boşaltınız. İdrarınızı uzun süre ile tutmanız idrar yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlayabilir.
     Yolculuklarda yeme düzeni değişir ve çok dengeli beslenemeyebilirsiniz. Öğün kaçırmamaya dikkat edin.
     Yanınızda uygun içerikli gıdaları almanızda fayda vardır.
     Fazla tuz tüketimi ayaklardaki ödemi arttıracağı için tuzlu yiyeceklerden kaçınılması uygun olur.
     Özellikle yaz günlerinde bol sıvı almaya ve vücudun sıvı dengesini korumaya özen gösterin. Sıvılardan öncelikle su, maden suları ve ayran tercih edilmelidir.
     Taze meyva sularının küçük miktarlarda içilmesi önerilir.
      Özellikle ilk üç ayda zaten var olan bulantılarınız dolayısı ile seyahatler sırasında kusmalar meydana gelebilir. Bu sıkıntıdan korunmak için seyahate çıkmadan önce doktorunuzun tavsiye ettiği bulantı önleyici ilaçları kullanabilirsiniz.
      Araba içinde uzun süre oturmak bacaklarınızdaki kan dolaşımını etkiler ve ayak ile bileklerde şişmelere neden olabilir. Bu nedenle, uzun süreli yolculukta her 1.5-2 saatte bir mola vererek hafif yürüyüş yapmalı ve kan dolaşımınızı arttırmalısınız. Bu şekilde temiz hava da almış olacaksınız.
      Bu kısa yürüyüşler sırasında, bacaklarınıza germe egzersizleri de yaptırabilirsiniz. Yolculuk sırasında otururken de bazı germe hareketleri yaparak uzun süreli oturmanın olumsuz etkilerini azaltabilirsiniz.
     Son aylara kadar hamileyken araba kullanmanızda da sakınca yoktur. Ancak son aya gelindiğinde araba kullanmanız bebeğinizi tehlikeye atabilir. Karnınız büyüdüğü ve direksiyona çok yakın olduğu için olası bir kaza durumunda direksiyonun karnınıza çarpma olasılığı daha yüksektir.
     Eğer arabayı kendiniz kullanacaksanız ve aracınızın direksiyonu ayarlanabiliyorsa mutlaka karnınızdan olabilecek olan en uzak mesafeye ayarlayın.
     Mümkünse son aylar içinde arabayı kullanan siz olmayın.
     Sürücü ya da yolcu koltuğunda da olsanız koltuğunuzu ileri, geri ya da yukarı aşağı ayarlayarak kendinize güvenli ve rahat bir oturuş pozisyonu edinin.
     Hangi taşıt aracı olursa olsun yolculuklarınız sırasında mutlaka emniyet kemeri kullanmalısınız.
     Emniyet kemerini bağlarken karnınızın üstünden değil altından geçmesine ve kalçalarınız hizasında olmasına dikkat etmelisiniz.
     Eğer emniyet kemeri üç noktalı ise yani bir de omuz üzerinden dolaşan kısmı varsa bu çok daha güvenlidir. Kemeri omuz kısmı bağlandığında tam göğüs arasında olmalıdır. Eğer kemerin yukarı aşağı ayarı varsa bu şekilde ayarlamalı, ayar yoksa oturuş pozisyonunuzu değiştirerek kemerin göğüs aranızda olmasını sağlamalısınız. Kemerin boyun hizanızda olması da yine tehlike yaratabilir.
     Eğer hamileyken otomobilinizle yolculuk ederken kaza geçirirseniz mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmalısınız. Kazanın hafif olması durumunda bile bunu ihmal etmemelisiniz. Kaza sonrası kasılmalarınız, ağrınız ya da kanamanız varsa ciddi bir durum oluşabilir.
     Annenin vücudu genelde bebeği travmalara karşı korur ancak bununla birlikte bazen travma sonrası bebeğin plasentası kısmen ya da tamamen ayrılabilir (dekolman plasenta). Böyle bir durumda hem siz hem de bebeğiniz ciddi tehdit altında demektir. Özellikle 20. gebelik haftasından sonra bu risk daha da artacaktır.
     Karına alınan darbeler küçük bile olsa hekiminize gidip muayene olmayı ihmal etmeyiniz.
     Sigara kullanımı gebelik oranlarında belşrgin azalmaya sebep olmaktadır . Özellikle günde 15’den fazla sigara içenlerde sperm ve yumurtanın DNA yapısı bozulmaktadır.
      Bu nedenle bir gebelik planlıyorsanız en az 3 ay önceden sigarayı bırakın.
     Gebelik Sırasında, içilen sigarada bulunan 40 dan fazla zehirli madde, akciğerlerinizden kanınıza  ve  bu kanla plasentadan  bebeğinize gitmektedir. Gebelik sırasında sigara içilmesi; düşük, erken doğum, ölü doğum ve bebeğin gelişimini yavaşlatarak düşük doğum ağırlıklı bebek doğurmanıza neden olabilmektedir. Gebelikte sigaranın zararlı etkileri tek bir sigara ile başlamakta ve sigara sayısı arttıkça bu etkilerin olma olasılığı da artış göstermektedir. Sigara en çok 4. ay ile 9. aylar arasında zararlı etkilerini göstermektedir.
      Sigara içen ailelerin çocuklarında akciğer enfeksiyonu, astım, otitis media (kulak iltihabı) ve ani bebek ölümlerinin görülme olasılığı daha yüksektir. Ayrıca yapılan çalışmalarda öğrenme bozukluğu ve fiziksel gelişim problemleri olduğu saptanmıştır. Gebeliği sırasında sigara içen ailelerin çocuklarının ileride sigara bağımlısı olma olasılığı, gebeliği sırasında sigara içmeyen ailelerin çocuklarına göre 3 kat daha fazladır. Ayrıca çocukluk çağı kanserlerinin görülme olasılığını arttırmakdadır.
      Gebeliğiniz sırasında sigarayı bırakırsanız sigaranın neden olduğu bu zararlı etkilerin olma olasılığını da azaltmış olacak ve gebeliğiniz sırasında kendinizi daha iyi ve zinde hissederek gebeliğin daha keyifli geçmesini sağlamış olursunuz.
      Sigara içen bir anne adayının bebeği için yapabileceği en önemli fedakarlık sigaradan vazgeçmektir. Gebelik sırasında sigara içilmesi hiçbir şekilde telafi edilemez.
Gebelik ve Diş Bakımı 
      Hamileliğiniz sırasında diş hekiminize de muayene olmanız oldukça yararlıdır. Hamilelikte kan dolaşımınızda artmış olan hormonlarınızdan bazıları diğer bazı dokuları etkilediği gibi dişetlerinizi de etkileyebilir.
     Bu etki sonucu diş etlerinizde çekilmeler ve kendiliğinden kanamalar olabilir. Bu durum epulis gravidarum veya gebelik epulisi olarak adlandırılır. Öte yandan hamilelik diş çürükleri açısından uygun bir ortam hazırlar. Özellikle ilk trimesterde kusmalar bakteri plaklarının diş yüzeyindeki birikimini arttırır. Bu da sonuçta çürük riskinde belirgin bir artışa neden olur.
     Hamilelik ağız ve diş hijyeninize fazladan özen göstermenizi gerektiren bir durumdur. Bu nedenle diş hekiminizle konuşup uygun fırçalama, diş ipi kullanımı gibi teknikler hakkında detaylı bilgi almanız yararlı olacaktır.
Yumuşak bir diş fırçası seçilmesi , dişetlerini çok zorlamadan günde 2 kez dişlerin fırçalanması uygun olur.
     Dolgu ya da kanal tedavisi , antibiyotik  kullanımı ve lokal anestetik madde uygulaması pek çok hamile kadının huzursuz eder.
     Öte yandan eskiden jinekologların bu tedavilere izin vermemeleri ve bazı diş hekimlerinin de gebelik hakkında yeterli bilgiye sahip olmamaları bu korkuyu tetikler.
     Yapılan pek çok çalışmada gebelikte kanal tedavisi ve dolgu da dahil olmak üzere diş tedavilerinin gelişmekte olan bebek üzerinde olumsuz bir etki yarattığına dair kanıt bulunamamıştır.
     Tedavinizden önce diş hekiminize hamile olduğunuzu mutlaka söyleyin. Bu şekilde diş hekiminiz gerekirse jinekologunuzla görüşerek sizin için en uygun olan lokal anestetik ve antibiyotiği saptayacak ve tedavinizi buna göre planlayacaktır. Yine herhangi bir bilimsel kanıt olmamakla birlikte bazı diş hekimleri gebelikte cıvalı amalgam dolgu maddelerini kullanmamayı tercih ederler ki aslen bunun da bilimsel bir sebebi henüz kanıtlanamamıştır.
     Sonuç olarak hamilelik sırasında dolgu ve kanal tedavisi gibi müdahaleleri yaptırmanın bir sakıncası yoktur.
     Diş taşı temizliği yaptırılması  ise özellikle tavsiye edilir.
Gebelikte Saç boyatma..
     İşte kozmetik açıdan en çok merak edilen konu.
     Gebelikte doktorların en sık olarak karşılaştıkları sorulardan birisi de saç boyatmanın anne karnındaki bebeğe zarar verip vermeyeceğidir.  Bu konuda doktorlar arasında değişik görüş ayrılıkları mevcuttur.
     Bazı hekimler saç boyatmanın gebeliğin ilk üç ayında olmaması ve daha sonra olabileceği yönünde görüş bildirirken diğer bir başka grup ise dip boya yapımının zararlı olabileceğini savunmaktadır.
     Boya maddesi olarak piyasada çok sayıda ürün bulunmaktadır. Yine bazı doktorlar hastalarına bitkisel özlü saç boylarını kullanmalarını önermektedirler.  Ancak bu ürünlerin içerikleri incelendiğinde, tıpkı kimyasal boyalarda olduğu gibi pek çok katkı maddesinden oluşmaktadır.  Ayrıca bitkisel olması zararsız olacağı anlamına da gelmez. Günümüzde pek çok ilaç zaten bitki özlerinden üretilmektedir.
     Klinik çalışmalara göre; gebelik süresince saç boyatmanın zararlı olabileceğine yönelik herhangi bir veri yoktur. Öte yandan zararlı olmadığına dair kontrollü bilimsel çalışmalar da mevcut değildir.
     Ayrıca saç boyalarındaki kimyasal maddelerin hemen hepsinin yüksek düzeyde toksik (zehirli) olmadığı bilinmektedir.  Ayrıca saç boyası yapıldıktan sonra kana geçen miktar son derece düşüktür.
    Yine de amınyak oranı  düşük olan kaliteli boyaları gerekli durumlarda tercih etmek gerekir.
    Konu hakkında dünyadaki en saygın kurumlardan birisi olan ve üreme sistemi üzerindeki potansiyel riskleri inceleyen Amerikan Teratoloji Enformasyon Servisi, “eldeki veriler sınırlı olmasına rağmen çok büyük bir olasılıkla hamilelikte saç boyatmak güvenlidir” şeklinde görüş bildirmektedir.
     Benzer şekilde Amerikan Obstetrisyenler ve Jinekologlar Derneği (ACOG) da hamilelikte saç boyatmanın sakıncalı olmadığını bültenlerinde duyurmuştur.
     Tüm bu bilgiler ışığında gebelikte saç boyatılmasının şu ana kadar bilinen herhangi bir sakıncası bulunmamakla birlikte fetüsün oluşum dönemini kapsayan ilk üç ay içinde bu işlemden kaçınma (veya en azından dip boya yaptırmama) yönünde bir tedbir alınması uygun olur.
Gebelikte Elektronik Cihaz Kullanımı
     Günlük hayatta kullanılan elektronik cihazların hamilelik üzerinde olumsuz etkileri olmadığı görülmüştür fakat yine de bu cihazların çoğu günlük hayatımıza yeni girdiği için yeterli çalışma yapılıp veri toplanana kadar gebelere tedbirli davranmalarını tavsiye ediyoruz.
     Elektronik cihazların tamamı radyo dalgası yayar ve alır. Radyo dalgalarını 2 gruba ayırıyoruz iyonize(kısa dalga) ve iyonize olmayan(uzun dalga). İyonize kısa dalga yayanlara örnek x-ray ve radyoaktif maddeler ki bunlar yüksek dozda alınınca kansere,düşüklere ve bebekte doğumsal anomalilere yol açabiliyor. İyonize olmayan uzun dalgalara örnekse cep telefonları,radyo,mikrodalga fırınlar ve yüksek gerilim hatları..
Elektronik cihazları tek tek ele alırsak; cep telefonları beklide bu konuda hamileleri en çok kaygılandıran cihazlardır. Cep telefonu iyonize olmayan mikro dalga ile çalışır. Her model cep telefonunun vücudumuza nekadar radyasyon verdiğini SAR (spesific absorbtion rate) değerinden öğrenebiliriz ve SAR değeri düşük olan cep telefon modellerini tercih etmeliyiz.
Cep telefonundan yayılan radyo dalgaları uluslararası belirlenmiş sınır değerlerin altındadır. Bu tür radyo dalgalarına maruz kalınması insan için bir risk oluşturmamaktadır. Cep telefonlarından ayrıca hands free den yayılan dalgalarla ilgili araştırmalar devam ediyor. Özellikle hamileler cep telefonu görüşmelerini kısa yapmalı cihazı vücutlarından ve göbek bölgesinden uzak tutulmalıdır. Özellikle uyurken telefonların yatak odasında şarja takılı olarak bulundurulmamasına dikkat edilmelidir
      Baz istasyonları ise yapılan araştırmalar bu istasyonlara yaklaşmanın veya yakın ikamet etmenin sağlık riski yaşımadığını idda etmektedir. Blue tooth cihazının yaydığı enerji düşüktür ve insan sağlı ve hamilelik açısından bir risk taşımaz,bilgisayarlar ise yapılan çalışmalarda bebeğe ve anneye bir zararı görülmemiştir keza kablosuz bilgisayar şebekeleri yaydıkları enerji çok düşük ve gebeliğe zarar vermez ayrıca mikrodalga fırınları da gebelik açısından zararsızdır,bunların izolasyonu çok iyi yapılmış cihazlar ve kaçak enerji düzeyi minimaldir. Yine de mikrodalga fırın çok gerekli olmadıkça tercih edilmemelidir.